mīrah 5 مـيـرة
عِـشتُ على أرض الله ما يربو على نصف قرن. قرأت ما قرأت ودرست ما درست. حتى أني تخصصتُ في مجال الدافعية (التحفيز). وما وجدت نصًّـا أكثر تحفيزًا للعمل والإنتاج -على الإطلاق وفي أحلك الظروف وأكثرها تثبيطًا- من قوله (صلى الله عليه وسلم): ا
إِنْ قَامَتِ السَّاعَةُ وَفِي يَـدِ أَحَدِكُمْ فَسِيلَةٌ، فَإِنِ اسْتَطَاعَ أَنْ لَا تَقُومَ حَتَّى يَغْرِسَهَا فَلْيَغْرِسْهَا!ا
(حديث صحيح رواه البخاري والإمام أحمد)
لو كان قد قال “إن جاء أحدَكمُ الموتُ وفي يـدِهِ فسيلةٌ فليغرسْها” لقلنا إنَّ هناك من سينتفع بثمارها بعد موته! لكنها الساعةُ حيث يهلك كل ما على وجه الأرض! الساعةُ إيذانٌ بنهاية الدنيا وفنائها! أي أنَّ في الحديث تذكيرٌ بأن الهدفَ المرجوَّ من عمل الخير ليس مقصورًا على أثره في الدنيا ومنفعته العاجلة، وهذا تحديدًا ما يجب على كل منا أن يضعه نصب عينيه حين تحتدم وساوس الشيطان الذي لا يألو جهدًا في تثبيطنا وإشعارنا بالوهن والعجز!ا
هذا التوجيه النبوي هو الرد الأمثل -بل ربما الأوحد- على من يتساءل في أوقات الأزمات الواقعة أو الوشيكة: ما جدوى السعي والمصائب تحدق بنا تكاد تهلكنا؟؟ ما جدوى العمل والإنتاج والحرب على الأبواب؟؟ الخ الخ الخ
إن هذا الحديث لهو بحق من درر التوجيه النبوي المذهِل التي غفلنا عنها وما وظفناها حق التوظيف في مناهجنا وطروحاتنا! وقد كان من الأجدر بنا أن نعلقها ونتخذها شعارًا: اِغرسْها الساعة! اِغرسْها ولا تعْجز!ا
I have lived on Allah’s Earth for more than half a century. Over the years, I have read widely and pursued my studies in depth, eventually specialising in the field of motivation. Yet, I have never encountered a text more powerful in inspiring action and productivity -under any circumstances even the darkest and most discouraging- than the words of prophet Muhammad (peace and blessings of Allah be upon him):
“If the Hour is established while one of you has a sapling (young plant) in his hand, and he is able to plant it before the Hour comes, then let him plant it.”
(Authentic hadith reported by al-Bukhari and Imam Ahmad)
Had he said, “If death comes to one of you while he is holding a sapling, let him plant it,” we might have assumed that someone would benefit from its fruits after his passing. But it is the Hour -- the moment when everything upon the face of the Earth shall perish! The Hour is the declaration of the end of dunya (this world) and its complete annihilation.
This makes it clear that the purpose of righteous deeds is not confined to their worldly outcomes or immediate benefit. And this, precisely, is what each of us must keep firmly in mind when the whispers of satan intensify, sparing no effort in weakening our resolve and instilling within us a sense of frailty and incapacity.
This prophetic guidance is the most -perhaps even the only- appropriate response to those who ask in times of looming or unfolding crises: What’s the point of striving or seeking the means when calamities surround us and threaten to destroy us? What’s the point of work and productivity when war stands at the door?? and so on…
This hadith is truly one of the most remarkable jewels of prophetic guidance, yet one we have neglected, failing to employ it as it deserves within our curricula and discourse. It would have been far more fitting for us to raise it high and adopt it as a motto: Plant it even at the Hour! Just plant it and falter not!
Allah’ın arzında yarım asrı aşkın bir süre yaşadım. Yıllar boyunca geniş bir okumalar yaptım ve ilmî çalışmalarımı derinleştirdim; nihayetinde motivasyon alanında ihtisaslaştım. Buna rağmen, hangi şart altında olursa olsun -en karanlık, en ümit kırıcı anlarda dahi- insanı eyleme ve üretkenliğe sevk etme bakımından, Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerinden daha güçlü bir metinle karşılaşmadım:
“Eğer kıyamet kopmak üzere iken sizden birinizin elinde bir fidan varsa ve onu dikmeye gücü yetiyorsa, kıyamet kopmadan önce onu diksin.”
(Sahih hadis; Buhârî ve İmam Ahmed rivayet etmiştir)
Şayet şöyle buyurmuş olsaydı: “Sizden birine ölüm geldiğinde elinde bir fidan bulunuyorsa onu diksin,” bunun, onun vefatından sonra meyvesinden başkalarının istifade edeceği şeklinde anlaşılması mümkündü. Oysa söz konusu olan kıyamettir; yeryüzünde bulunan her şeyin yok olacağı andır. Kıyamet, dünyanın sonunun ve tamamen ortadan kalkışının ilanıdır.
Bu da açıkça gösterir ki salih amellerin gayesi, yalnızca dünyevî sonuçları ya da anlık faydalarıyla sınırlı değildir. İşte tam da bu hakikati, şeytanın vesveseleri şiddetlendiğinde, irademizi zayıflatmak ve içimize acziyet ile güçsüzlük duygusu yerleştirmek için elinden geleni yaptığı anlarda, her birimizin zihninde sağlam bir şekilde muhafaza etmesi gerekir.
Bu nebevî yönlendirme, yaklaşan ya da hâlihazırda yaşanan krizler karşısında “Bizi kuşatan ve yok etmekle tehdit eden musibetler varken çaba göstermenin ne anlamı var?” yahut “Savaş kapıdayken çalışmanın ve üretmenin ne kıymeti var?” gibi sorular soranlara verilebilecek en yerinde -hatta belki de yegâne- cevaptır.
Bu hadis, gerçekten de nebevî rehberliğin en dikkat çekici incilerinden biridir; ne var ki biz onu ihmal etmiş, müfredatlarımızda ve söylem dünyamızda hak ettiği şekilde kullanmamışızdır. Oysa onu yüceltip bir şiar hâline getirmemiz çok daha yerinde olurdu: Kıyamet koparken bile fidanı dik! Onu dik ve asla sarsılma!