mīrah 9 مـيـرة
من أكبر الجرائم التي ارتكبناها في حقِّ أنفسنا هو تصديقُنا لكذبةٍ نشأنا عليها تَـدَّعي بأن وجبةَ الإفطار الصباحيةَ هي “أهمُّ وجبةٍ في اليوم”! حتى إنها أصبحت وجبةً مُقدسةً نتناولها بغضِّ النظر عما إذا كنا نشعرُ بالجوع أم لا! أصبحنا نأكُلُ وفقَ ما تُمليه علينا عقاربُ الساعةِ لا وفقَ ما تُعطي أجسادُنا من إشارات! وهذه الكذبة حول ضرورة وجبة الإفطار إنما أصلُها تجاريٌّ بحتٌ -كما تخبرنا “د. ميندي بيلز” الرائدة في مجال الصيام المتقطع- حيث قامت بترويجها شركةُ حبوبِ الإفطارِ الأمريكيةِ الشهيرةِ واتخذتها شعارًا للتسويق لمنتجاتها. ا
بدأ اهتمامي بما تطرحه هذه الطبيبة عندما سمعتُها يومًا تقول بأننا لا يجب أبدًا أن نأكلَ إلا عندما نشعر فعليًّا بالجوع! فهي لا تنفكُّ تؤكِّدُ على هذا المعنى المهمِّ في نظامها الصحيِّ القائمِ بشكل ٍأساسيٍّ على الصيام عن الطعام. وقتها تذكرتُ مقولةً عربيةً شهيرةً طالما سمعناها ودرسناها، بل وحفظناها عن ظهر قلب، في الوقت الذي كانت سلوكياتُنا الغذائيةُ أبعدَ ما تكون عما في طيات هذه المقولة من توجيه: “نحن قومٌ لا نأكُلُ حتى نجوع، وإذا أكلنا لا نشبع”، فقد كان يُـرَى أن إدخالَ طعامٍ على طعامٍ أمرٌ غيرُ محمودِ العواقبِ، وأنَّ الإنسانَ لا يجِبُ أن تمتدَّ يدُهُ للطعام إلا عندما تطلُبُهُ نفسُهُ… إلى غير ذلك من آداب الطعام التي هجرناها في سلوكياتنا اليومية فظلمنا أنفسنا وأوردناها المهالك! ا
One of the greatest crimes we have committed against ourselves is buying into the lie that breakfast is “the most important meal of the day”. We were raised on this idea until it became almost sacred - a meal we consume regardless of whether we are actually hungry. We no longer eat because our bodies ask for food; we eat because the clock tells us it is time! Yet this entire cult surrounding breakfast, as Dr Mindy Pelz, a leading advocate of intermittent fasting, explains, was commercial from the very beginning. The idea was aggressively promoted by that famous American breakfast cereal company and turned into a marketing tool to drive sales.
My interest in her work began the day I heard her say something strikingly simple: we should never eat unless we truly feel hungry. She repeatedly returns to this principle in her health philosophy, which is fundamentally centred on fasting. The moment I heard her say it, an old Arabic saying came rushing back to me - one we have all heard, studied and memorised, even as our eating habits moved in the exact opposite direction:
“We are a people who do not eat until we are hungry, and when we eat, we stop before we are full.”
There was once a time when eating meal after meal, without genuine hunger, was seen as reckless and harmful. A person was not expected to reach for food unless there was a real desire for it. These were not merely dietary habits but part of a broader discipline and etiquette surrounding food, principles we gradually abandoned in our daily lives. In doing so, we wronged ourselves and led our own bodies toward harm and decline.
Kendimize karşı işlediğimiz en büyük suçlardan biri, kahvaltının “günün en önemli öğünü” olduğu yalanına inanmamız oldu. Bu fikirle öyle büyütüldük ki kahvaltı neredeyse dokunulmaz, kutsal bir öğüne dönüştü; aç olsak da olmasak da yenmesi gereken bir ritüel hâline geldi. Artık bedenimizin verdiği sinyallere göre değil, saatin gösterdiği vakte göre yemek yiyoruz. Oysa aralıklı oruç alanının önde gelen isimlerinden Dr. Mindy Pelz’in de sık sık vurguladığı gibi, kahvaltı etrafında oluşturulan bu kültürün çıkış noktası sağlık değil, tamamen ticari kaygılardı. Bu fikir, ünlü Amerikan kahvaltılık gevrek şirketi tarafından yıllarca yoğun bir şekilde pazarlandı ve insanların zihinlerine yerleşti.
Bu doktorun anlattıklarına ilgim, bir gün söylediği son derece basit ama çarpıcı bir cümleyle başladı: İnsan gerçekten acıkmadan asla yememeli. Beslenme ve sağlık yaklaşımının merkezine yerleştirdiği bu ilkeyi sürekli tekrar ediyor. Onu dinlediğim anda, çocukluğumuzdan beri duyduğumuz, ezberlediğimiz ama yaşam tarzımızla bütünüyle ters düştüğümüz eski bir Arap sözü aklıma geldi:
“Biz, acıkmadan yemeyen; yediğimizde ise doymadan sofradan kalkan bir toplumuz.”
Bir zamanlar, gerçekten acıkmadan üst üste yemek yemek zararlı ve ölçüsüz bir davranış sayılırdı. İnsan, canı gerçekten istemedikçe yemeğe el uzatmamalıydı. Bunlar yalnızca beslenme alışkanlıkları değil, aynı zamanda yeme içmeye dair bir edep ve disiplin anlayışıydı. Fakat biz bu anlayışı günlük hayatımızda yavaş yavaş terk ettik. Sonunda da en büyük zararı yine kendimize verdik.